İyi Ebeveynler, Koşan Kaplumbağalar ve Beyaz Ölüm Kuşları*
Hepimizin ortaklaştığı bir ağrı bu, bir zamanlar çocuk olmak. Büyüyünce de pek bir şey olduğumuzdan değil hani. “Sonra her şey ve herkes çocuktan var oldu”*
diyen sesi unutmamak için. Büyüdükçe çocuk kalmayı, çarpı iki çocuklukla ebeveyn olmayı hatırlayabilelim diye.
Birkaç sekme önden deneyimlediğimiz için dünyayı, günbegün çarpıştığımız çocukların gözlerine baktığımızda, mahcup olalım, yaralarımızın çok kanadığı bir yerlerden, “sus” bastığımızda duyabilelim ağrıyı yerlerinden, "o söylediğim sözde annem vardı sanki, babam bana işte aynı öyle demişti” sesinde boğulmayalım diye.
Günü gelince, söz büyüyüp, boynuz geçince kulağı, hanidir “iyi ebeveyn”lerin devri bir nesle hükmedince, yerlerinde birlerin hesaplaşmak gerekince dün’le, barışmak vakti çaldı kapıyı çocuklukla işte.
Doğumuna karar verilenler, doğumuna karar verdikleriyle bir gün hesaplaşacaklarını bilirler. Yetişkinliğin ağrılı olduğunu kavradığında, arızalarını duyumsamayı bir bir öğrendiğinde, ebeveynliğin senden gayrı olmadığını fark ettiğinde gevşemeyi bileceksin bir gün. Yetişkinin yalnızca yet(iş)kin olmakla ürettiği iktidarla bakıştığında anlayacak aklın: bir şeyler hep eksik kalacak. Ebeveynliğin kilimlerini serince yere, fark edince hani desenleri, yatışacak zihnin: “her şey nasıl sermaye için” .
Çocukluktan kalma arsız yaralarla, varsıl yetişkinliğe merak salmışken, büyümek isteyince çocukluğun derinlerinde, -büyümek ürkütse de-, çocukluğun itibar kaybı olsa da biraz büyümek olduğundan. Sevilmediğini anımsadığında durulmadı hiç, durulmadı yabanıl, durulmadı ah, hep bundan... Olmak istemediğin büyüklüklerde, “öyle biraz çocuk kaldın”(1), yinedir, hep bundan.
Bir gün anneyle hesaplaşacak* kalbin, yakınlığın kahrı sarsacak ruhunu. Sana ayan olan yakınlarla döğüştüğünde titreyecek aklın. “Sonra bir gün ölecek anne”si de içinin. Annenin öldüğü yerde bitecek gül, gülün dikeniyle ürperecek ten, tenin kahrına karışacak öz. Anlayacak kalbin hatırlamanın da özgürlükten olduğunu.
Koşan kaplumbağaları görmedin ki. Işıklı raylarda sürdürmedin hiç. Bedeninin duyargalarını genişletirken gövden, öyle sarılınmadı sana. Sarıldın, kendine sarılır gibi. Ağladın yanında, ağlar gibi kendine. Genişledi kalbin, yeşertmek için çocuğun hızlı ritmini. Koştun ardından, seni sen sandığından değil, onu o bildiğinden dimağın.
Şimdi belerdi sendeki çocuk, akışmak için yanındaki çocuğa. Anlamak istedi dünyayı, neden kendisi değildi derdi oysa. Soru sordu çok, anlamak için rüyayı. Daldı uyandı hızla rüyasından, kabuk tutsun diye yarası…
*Beyaz Ölüm Kuşları- Arkadaş Zekai Özger
(1)Sezen Aksu- El Gibi şarkısından.
Fotoğraf: Robert Doisneau.


Yorumlar
Yorum Gönder